İyinin ve Daha İyinin Ötesinde ne var?

Artık o ana geldik ya da o günleri yaşıyoruz. Yani bugüne kadar kültürel alandaki iktidar tarafından kenarda tutulan ne var ise, onun “lunapark”ına bakıyoruz, elektrik oraya da geldi, aküsü var, gücü var. Baktığımız “sirk” içine dahil olmaktan imtina ettiğimiz ve büyük bir dış barındıran yapısı ile günden güne sınırlarını belirliyor. Kabaca “sağ” ve “sol” diye ayrılan ama şimdilerde “laikçi/şakirt” türü tuhaf haller alan özünde “gelenek yönelimli tip” ile “öteki/akran yönelimli tip” arasındaki gerilimde saklı bir güç savaşını izliyoruz. Daha doğrusu Güç İstenci’nin gerçekleşmesini. bkz. Muhafazakarın Sanat Manifestosu Okumaya devam et

Enformasyon Bombası ve DARPNET

İnternet’in nasıl kurulmuş olduğu ya da Büyük Anlatısı artık kendi köklerinden sıyrılıp, şirketlerin ya da kartellerin Büyük Anlatı ormanlarında semirmeye başladı. Oysa çok değil bundan 50 yıl önce, bir nükleer saldırıda ayakta kalması için planlanan ARPA ya da DARPA, NET, bugün tam tersi bir etkiyi, Paul Virilio’nun Enformasyon Bombası dediği şeye yakın bir etkiyi hayatımıza taşıyor. Yapılan son araştırmalara göre internet kullanım oranları Türkiye’de de artıyor ve kullanım şekli “eğlence” olarak işaretlenmiş durumda. Fakat internet, artık şeffaf değil, tam tersine katmanlı. Ve en üst katman, olabildiğince kalın bir tabaka haline gelmiş. Okumaya devam et

Yersizlik Hissi ve Yerçekimi Hastalığı

Birkaç kuşağı esir alan savrulma histerisinin karşımıza bir tipoloji çıkarmayı başarabilmesi bir yana, dikkat edersek, Şiir Tarihi anlatımız artık Büyük Anlatı’nın değil, bunların fraktallanmış kısımları ile kendisine imkânlar bulmaya girişiyor. İnsan “esas sorun neydi ki?” diye düşünmeden edemiyor. Kazanılmış mücadelenin “replay” görüntülerini izler gibiyiz çoğu durumda. Örneğin hep geriye gitmeye mahkummuş gibi davranmak zorundayız. O “episode”u tekrar sahneye koymaya girişiyoruz. Tedavi edilmiş olduğunu umduğumuz o arazların, nüksetmediğini de kimse söyleyemiyor. Yalancı bir nevroz ya da tutmamış bir iddia gibi şiire ilişkin tüm çözümlerimiz. Okumaya devam et

Metinsel strateji mi bastırılanın geri dönüş sancısı mı?

Modernizm (modernite, modern, modus vb.) ile şiirin bizdeki ilişkisini merak edenler için kaynak seçenekleri onlarca değil. Meşrebinize göre tesadüf edebileceğiniz kaynaklar içinde ya Sosyalizm mevcut ucundan ya da başka bir buğulu gözlük olan Resmî İdeoloji ya da işte buna benzer büyük anlatı envanterleri. Ya da son zamanlarda modern-sonrası düşünceyi ele alan, bütün bu buğulu gözlükleri takmayı reddedip, görebildiği kadarı ile konuya yaklaşan kitaplar mevcut. Ben modernizm konusu açıldığında “kültürel boyut”tan başka boyut bilmeyen ve böylelikle tek boyutlu okumalar seline kendini kaptıran vektör kafalılardan olmasam da, bir yerinden de olsa, tutup, doğru düzgün okumaya çalışanlara da sevecenlikle yaklaşıyorum. Velhasıl, iyi de oluyor. Okumaya devam et

siper-kanon

Karagöz’ün yeni sayısında /17/ dosya konusu “kanon” olarak belirlendi. Dosya başlığı “kanonsuzlar” olarak belirlendi. Dergi bitti ve matbaaya da gidecek. Kendi adıma dosya yazısını yazarken, ana ekseni Bloom’un 6 kategorisine oturtmaya çalıştım. Malum, modernleşmemiz, sıkıntılarla, buhranlarla dolu ve edebiyat da modernleşmenin merkezinde. Dosyanın editörlüğü Hayriye Ünal yaptı. Yazıdaki temel görüşüm, buradaki modernleşme deneyiminin Batı modernleşmesi ile giriştiği amansız mücadele ve aşk/nefret kıvamına gelmiş doğası ile ilgili. Okumaya devam et

Transformasyon’dan Simülasyon’a oradan da Emülasyon’a

Virilio’nun “Boyut Krizi” adını verdiği bir kavram var. Boyut Krizi, aslında bir kapanmanın tarifi. Vektörel anlamda mekan ile zaman arasındaki ilişkide, Hız’ı her şeyin önüne koyan Batı Kültürü‘nün Savaş dolayısı ile girdiği yeni çağın krizi bu. Birkaç gündür, Kaybolmanın Estetiği ile harıl neşir olduğum için, kafamda çok uzun zamandır dönen modeli gözden geçireyim dedim. Okumaya devam et

Merhaba dünya!

Hz. Hubble’ın Rüyaları, 2005 yılında yayınlandı (Yom). O günden bu güne kadar da irili ufaklı şekilde hakkında yazıldı. http://www.hzhubble.com alan adını daha önce blog yazıları için kullanıyordum. Fakat ne oldu artık hatırlamıyorum, www.dadamatik.com adresine bloglar taşındı. Aslında bu yazma, çizme işi ile blog sayısının fazlalığı -ki kontrol etmekte olduğum site sayısı 10 gibi- insanı düşündürmüyor değil. Web üzerindeki okur kitlesi gerçekten de bu kadar fazla okuyor mu? Sanmıyorum ki zaten burada okuma, başka türlü bir okuma: göz okuması. En fazla 40 saniyelik bir doyma eşiği ile karşı karşıya olmak büyük sorun. Okumaya devam et