Transformasyon’dan Simülasyon’a oradan da Emülasyon’a

7 Eki

Virilio’nun “Boyut Krizi” adını verdiği bir kavram var. Boyut Krizi, aslında bir kapanmanın tarifi. Vektörel anlamda mekan ile zaman arasındaki ilişkide, Hız’ı her şeyin önüne koyan Batı Kültürü‘nün Savaş dolayısı ile girdiği yeni çağın krizi bu. Birkaç gündür, Kaybolmanın Estetiği ile harıl neşir olduğum için, kafamda çok uzun zamandır dönen modeli gözden geçireyim dedim.

Modernitemiz, bir transformasyon (dönüşüm) hamlesidir, biliyoruz. Ordu’nun -böylelikle Hız’ın Kütle ile orantısızlığına müdahaledir. Batı’nın katedebildiği hızda katedebilme arzusu. Osmanlı Modernleşmesinin, temel ekseni Asker, 200 yıla yakın bir zamandır, bir Hız Arzusu ile, bu arzunun gerçekleşmediği anlardaki krizlerle tanımlanıyor. Çünkü 1. Dünya Savaşı ve sonrasında Virilio’nun Dromoloji (Hız Bilimi) dediği bir yaklaşım yok Osmanlı’nın Hareket Gücü için.

Duraklama Devri deriz, bu, gerçek anlamda hastalığın tespitidir. Katedememek, ABD’nin Roma’nın Osmanlı’nın, büyük imparatorlukların Coğrafya’yı Tüketme korkularını açık seçik ortaya koyar (Negri/Hardt İmparatorluk’ta uzun uzun bundan bahseder). Fakat yereldeki modernleşme, Hız’a karşı bir modernleşmedir. Her göstergesi ile bütün vektörlerin “dışarı” doğru değil, “içeri” doğru çevrildiği bir modernleşme projesi.

Bu anlamda daha önce Hız ve Katetme için kullanılan büyüklükler (İslam, Türklük ve Batı) artık tek bir vektör üzerinde (tıpkı Lagrange denklemlerindeki gibi) gösterilebilir. Batı’ya Doğru Osmanlı, gerçek bir Momentum ifade ederken, artık, Batı’ya yüzünü çevirmiş ve Hız’ı Eylemsizliğe çevirmiş bir Osmanlı vardır.

Üç sac ayağı olarak tarif edilen bu “vektörel büyüklükler” Osmanlı için hareket imkanlarını ifade ediyor, Hareketin Derinliği -perspektifi kuşatmaya girişmek. Bu derinlik hissiyatının -ki serbest düşünüyorum, Viyana kapısına dayandığında, değerliklerinden en az biri kırıldı, tarihsel bir kemik çatırdı, bir organ işlevsiz hale geldi, bir doku yandı vb. Ya da şöyle diyelim, ancak, bir tanesinin eksildiği ya da diğerinin üzerine kapanmak zorunda kaldığı andan bahsediyoruz. Tarihsel Anlatı içinde çeşitli sebepler bulunabilir, fakat Osmanlı’nın Momentum’u Hız x Kütle değildir orada. Hız sıfıra yaklaştığı için ve Momentum sabit kalmak zorunda olduğu için Kütle’nin Yoğunlaşması diye tuhaf bir hal olmuştur. Kütle Yoğunlaştıkça -madem analojiden devam ediyoruz- faz değişmiştir, akışkan-heryerde-topyekün olandan, durağan-tekyerde-yek olana bir değişimdir bu, nihayetinde.

“Sulh” ifadesi, eylemsizlik çağrısıdır. Durma talebidir. İvmelenemeyen şey, immobilize. Dönüştürme, transformasyon, Kültürel Transformasyon işte bu noktada “içerideki vektörleri” dönüştürme işidir.

Türk Modernleşmesi, asla Aydınlanma Bilimi’den faydalanmamış gibi görünmektedir. Newton’u bilmemiş, Descartes’i de babadan gördüğü için beğenmemiş, Aydınlama’nın Zirvelerine bakarken, Rönesans’ın çöpünü karıştırmıştır çoğu kez. Dönüştürme, bu noktadan sonra Kinetiği Potansiyel’e oradan da yeniden Kinetiğe çevirme, yani bir enerji dönüşümüne benzemektedir, yani Simya’dır. Çünkü birimler birbirini tutmamaktadır. Pseudo-Bilim’dir, Fringe Bilim’dir, özetle.

(devam edecek)

Etiketler:, , , , ,

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 52 other followers