Birkaç kuşağı esir alan savrulma histerisinin karşımıza bir tipoloji çıkarmayı başarabilmesi bir yana, dikkat edersek, Şiir Tarihi anlatımız artık Büyük Anlatı’nın değil, bunların fraktallanmış kısımları ile kendisine imkânlar bulmaya girişiyor. İnsan “esas sorun neydi ki?” diye düşünmeden edemiyor. Kazanılmış mücadelenin “replay” görüntülerini izler gibiyiz çoğu durumda. Örneğin hep geriye gitmeye mahkummuş gibi davranmak zorundayız. O “episode”u tekrar sahneye koymaya girişiyoruz. Tedavi edilmiş olduğunu umduğumuz o arazların, nüksetmediğini de kimse söyleyemiyor. Yalancı bir nevroz ya da tutmamış bir iddia gibi şiire ilişkin tüm çözümlerimiz.
Artık örneğin birer anektod olmaktan öteye geçmemiş Poetika oluşturma çabalarının, kâh “çeviride kaybolmuş”, kâh çeviriden mama haline gelmiş parçalarına tekrar tekrar dönüyoruz. Sonucu değiştirme olasılığı olmayan bazı değişiklikler yapma yolundayız test kağıdında.
Son 10 yılda, 20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçme tedirginliği yanında, uzun süreli bir karabasan olan resmi ideoloji çobanlığından sıyrılamamış, bütün kavramlarını o bakkaldan satın almışlar için az ötede açılmış ışıltılı alışveriş merkezinin kapısı kadar ürkütücü ne olabilir? Paranın ve tüketimin kerhanesi ile “hakikati böğürebilmenin” hazzı bakalit bir kartın yüzeyinde birleşiyorsa ve bu kadar ilgi görüyorsa, şiire dair bütün bildiklerimizi de gözden geçirmek için önümüzde yeni bir alan açılmış diyebiliriz.
Örneğin şiirin, sadece şiire dair/ait kavramlarla konuşulabileceği bir dünyadan bahseden şairin düştüğü hal gibi bir hale düşmekten korkmalıyız. Çünkü örneğin şiir, şiir kitabı yapmak ya da bunu çoğaltmak ya da insanlara ulaştırmak ile ilgili kavramlara sahip değildir. Aslında hiç bir disiplin ya da fikir, o diğer şeylerden soyutlanıp da, gerçek anlamı ile yekpare bir biçimde karşımızda durmak lüksüne sahip değildir. Hiç bir sistem böyle tek başına ayakta kalma imkanına sahip değildir. Fakat, böyle geniş fikirliliğin sınırlarının da insanın başını döndürecek kadar engin olabilmesi riski de var.
Proletkult’ü kendi çapımızda örgütleyebileceğimiz bir çağdayız artık, örneğin Proletkult Hece, Proletkult Epik, Proletkult Lirik, Proletkult Memleket Şairi gibi. Aramızdan birini seçip, sanatımızın, şiirimizin şartlarını bizim için belirlemesini bile rica edebiliriz. Çünkü aramızdan biri olsa da, sanat komiserliğinin başı Bogdanov da olsa Poetika’nın saçmalığı ve yersizliği yerçekimini oluşturuyor ayak bastığımız kütlenin. 20. Yüzyıl tarafından aşağıya, geriye, dibe doğru çekebilen bir perspektiften, katil aynadan bahsedebiliriz belki. Çünkü şiir bizde -en azından bize anlatıldığı hali ile- dışarıda bıraktıkları ile bir arada durabilmiş rafine bir metne benziyor. Şu günlerde, şiir dışarıda bıraktıklarının tamamı ile değil, kapıda uzun zamandır bekleyenlerin gazabına uğruyor, uğramakta. Bir gün “içeri alınırım” ümidi ile bekleyenlerin iştahına cevap vermeye çalışıyor. Ve dikkat ederseniz, işini bitiren hemen çıkıyor, kapıda sürekli bir hareketlilik var.
Ve dikkat edin, içeri girmek için heveslenenlerin bir çoğu heybesinde, dışarı bırakılmasını sağlayan kabahatini bırakıp da giriyor içeri: Poetika. Poetika, bu anlamda hep dışarıda bırakılması gereken şeylerin toplamına deniyor. Çünkü sınır-durum enerjisini belirleyen “kaos”u bizde hiç kimse hoş görmüyor. Poetika, yani şairin uzviyetine açılan Physis.
Etiketler:poetika, günümüz, şiir, birey, devlet, kuşak, büyük anlatı
